Sigmund Freud’un Madonna–Fahişe Kompleksi
Sigmund Freud’un “Madonna–Fahişe Kompleksi” (Madonna–Whore Complex), psikanaliz kuramının önemli ve tartışmalı kavramlarından biridir. “Madonna–Fahişe Kompleksi”, Freud’un erkeklerin kadınlara yönelik cinsel ve duygusal tutumlarını açıklamak için kullandığı bir psikanalitik terimdir. Freud’a göre bazı erkekler kadınları iki uç kategoride algılar:
1.“Madonna” (Meryem Ana) tipi kadın:
- Saf, masum, “annelik” özellikleriyle idealize edilen kadın.
- Erkek bu kadına saygı duyar, onu sever ama cinsel arzu duymaz.
- Kadın, “temiz” olduğu için cinsellik bu ilişkiye dahil edilmez.
2.“Fahişe” tipi kadın:
- Cinselliğini özgürce ifade eden, “arzu nesnesi” olarak görülen kadın.
- Erkek bu kadına şiddetli cinsel arzu duyar ama saygı göstermez.
Bu durumda erkek, bir kadını hem sevmek hem de arzulamakta zorlanır. Yani “sevdiği kadına arzu duyamaz, arzuladığı kadını da sevemez.” Freud bunu bir nevrotik bölünme (duygusal ve cinsel alanın ayrılması) olarak açıklar.
🧩 Freud’a Göre Madonna–Fahişe Kompleksinin Kökeni
Freud’a göre bu kompleksin kökeni, çocukluk dönemindeki anneyle kurulan ilişkiye dayanır:
- Çocuk, annesini hem sevgi nesnesi hem de ilk cinsel arzu nesnesi olarak deneyimler.
- Ancak toplum ve ahlak kuralları, bu arzunun bastırılmasına neden olur.
- Sonuçta erkek bilinç dışında “annem gibi kadınlar arzu nesnesi olamaz” düşüncesini geliştirir.
- Yetişkin olduğunda da kadınları ikiye ayırır:
- “Anneme benzeyen, saygı duyulacak kadınlar”
- “Cinsel olarak arzulanabilecek ama duygusal bağ kurulamayacak kadınlar”
Yani bu kompleks, anne imgesinin idealize edilmesi ve bastırılmış ensest arzuların bir yansımasıdır.
💔Madonna–Fahişe Kompleksinin İlişkilerdeki Sonuçları
Madonna–Fahişe Kompleksi olan erkeklerde şu davranışlar görülebilir:
- Romantik ilişkilerinde soğukluk veya cinsel isteksizlik (kadına “fazla saygı” duymaktan kaynaklı).
- Cinsel arzularını “düşük ahlaklı” olarak gördüğü kadınlara yöneltme eğilimi.
- Gerçek bir duygusal-cinsel bütünlük kurmakta zorlanma.
- Kimi zaman aldatma davranışının bu bölünmeden kaynaklanması.
🧩Madonna–Fahişe Kompleksinin Günümüzdeki Yorumları
Modern psikanalistler ve feminist düşünürler, Freud’un bu kavramını farklı biçimlerde eleştirip yeniden yorumlamışlardır:
- Freud’un tanımı erkek merkezli ve ataerkil bir bakış açısına dayanır.
- Kadınları “iyi” ve “kötü” olarak ikiye ayıran bu düşünce, toplumsal cinsiyet rollerini de pekiştirir.
- Günümüz psikolojisinde bu durum, cinsellik ve duygusallığın entegrasyonundaki zorluk olarak, daha nötr bir dille ele alınır.
- Ayrıca toplumsal tabular, eğitim, medya ve aile dinamikleri de bu bölünmeyi besleyen faktörler olarak görülür.
Freud’un “Madonna–Fahişe Kompleksi” sadece psikolojide değil, edebiyat ve sinema gibi sanat alanlarında da çok güçlü bir tema olarak işlenmiştir. Çünkü bu kavram, arzu, ahlak, kadın imgesi ve sevgi arasındaki çatışmayı derin biçimde anlatır.
📚 Edebiyatta Madonna–Fahişe Kompleksi
Gustave Flaubert – Madame Bovary (1856)
- Emma Bovary, toplumun “iyi eş” idealine (Madonna) uymaya çalışan ama aynı zamanda bastırılmış arzularını yaşamak isteyen bir kadındır.
- Kocası Charles Bovary, karısını saygı duyulacak bir figür olarak görür, ama onun arzularını anlamaz.
- Emma’nın aşk arayışları, hem “fahişe” olarak damgalanmasına hem de trajik sonuna yol açar.
→ Freudyen açıdan: Charles, Madonna tipini temsil ederken, Emma’nın iç çatışması “toplumun dayattığı Madonna imajı” ile “kadının kendi cinsel arzusu” arasındaki gerilimdir.
Leo Tolstoy – Anna Karenina (1877)
- Anna, toplumun gözünde bir saygıdeğer anne ve eş (Madonna) iken, Vronski’yle yaşadığı tutkulu ilişkiyle bu rolü yıkar.
- Toplum onu hemen “düşmüş kadın” (fahişe) olarak damgalar.
- Anna hem sevgi hem arzuya sahip olmak ister ama toplum buna izin vermez.
→ Freudyen açıdan: Erkekler (ve toplum) Anna’yı aynı anda hem arzular hem de dışlar; bu da kompleksin sosyal boyutunu gösterir.
James Joyce – Ulysses (1922)
- Leopold Bloom karakteri, karısı Molly’ye karşı Madonna–Fahişe karmaşası yaşar.
- Onu sever, ama cinsel olarak yabancılaşmıştır.
- Kadın bedenine duyduğu arzuyu başka yerlerde arar.
→ Freudyen açıdan: Bloom, karısını “annelik” rolüyle özdeşleştirdiği için onunla cinselliği bütünleştiremez.
🎬 Sinemada Madonna–Fahişe Kompleksi
Alfred Hitchcock – Vertigo (1958)
- Kahraman Scottie, Madeleine adlı gizemli kadına platonik bir aşk duyar (Madonna figürü).
- Onun öldüğünü sanıp, başka bir kadını Madeleine’e benzeterek takıntı geliştirir.
- Kadını “yaratır”, ama onu arzunun nesnesi yaparken aynı zamanda yok eder.
→ Freudyen açıdan: Kadını idealize etme (Madonna) ile arzulama (fahişe) arasında bölünmüş bir erkek zihni.
Martin Scorsese – Taxi Driver (1976)
- Travis Bickle, bir yandan politik kampanya çalışanı Betsy’yi saf ve “kurtarılmaya değer” bir kadın (Madonna) olarak görür;
- Diğer yandan çocuk fahişe Iris’i “kirlenmiş ama kurtarılabilir” bir figür olarak algılar.
- Kadınları ya kutsallaştırır ya da aşağılar.
→ Freudyen açıdan: Travis, kadınları iki kutup arasında algılar; arzu ve sevgi onun zihninde bir araya gelemez.
David Lynch – Blue Velvet (1986)
- Jeffrey karakteri, Dorothy’ye (seksüel, gizemli, “fahişe” figürü) arzu duyar, ama aynı zamanda Sandy’yi (masum, “Madonna” figürü) sever.
- Film boyunca bu iki kadın imgesi arasında gidip gelir.
→ Freudyen açıdan: Arzu (karanlık, bastırılmış dürtü) ve sevgi (ışık, saflık) arasındaki gerilim açık biçimde gösterilir.
Mad Men (2007–2015 dizisi)
- Don Draper karakteri, karısı Betty’yi “saygı duyulacak, masum kadın” olarak görür ama onu arzulayamaz.
- Arzularını sekreterler ve “tehlikeli” kadınlarla yaşar.
→ Freudyen açıdan: Modern dönemde bile erkek kimliğinin içinde bu bölünme sürer; kadın ya anne gibi “dokunulmaz”, ya da “fantezi nesnesi” olur.
💡Madonna–Fahişe Kompleksi Sanatta Neden Bu Kadar Yaygın?
- Çünkü bu kompleks, erkeklerin bilinçdışında yer alan arzu–suçluluk çatışmasını temsil eder.
- Aynı zamanda toplumun kadınlara yüklediği ikili rolü (annelik vs. cinsellik) yansıtır.
- Sanat, bu bastırılmış alanları sembolik biçimde dışa vurduğu için, Freud’un kavramı dramatik olarak çok etkili olur.
Türk Edebiyatında Madonna–Fahişe Kompleksi
Freud’un “Madonna–Fahişe Kompleksi” kavramının Türk edebiyatındaki yansımaları, Batı psikanalitik düşüncesinden çok önce Türk edebiyatında da —farklı kültürel kodlarla— görülür: kadının “namuslu, temiz, kutsal” bir varlık mı yoksa “arzu ve günahın kaynağı” mı olduğu ikilemi, hem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar süren toplumsal ahlak anlayışıyla, hem de erkek bakışının iç çatışmalarıyla yakından ilişkilidir.
📜 1. Tanzimat ve Servet-i Fünun Dönemi
🖋️ Halid Ziya Uşaklıgil – Aşk-ı Memnu
- Behlül, Bihter’e duyduğu arzuyu hem yaşar hem bastırır.
- Bihter, Behlül için “fahişe” rolündeyken, Adnan Bey için “saygıdeğer eş”tir.
- Behlül, Bihter’e hem tutkuyla bağlanır hem de ondan korkar; sonunda onu dışlar.
→ Freudyen açıdan: Behlül kadını ikiye ayırır: “Bihter = arzu nesnesi” ama “Bihter = sevilecek kadın” değildir. Bu tam anlamıyla Madonna–Fahişe bölünmesidir.
🖋️ Halid Ziya – Mai ve Siyah
- Ahmet Cemil’in hayalindeki kadın, ulaşılmaz bir saflık ve ideal (Madonna) imgesidir.
- Gerçek kadınlarla ilişkisi ya mümkün değildir ya da hayal kırıklığıyla sonuçlanır.
→ Kadın “ya kutsal ya da yoz” olarak görülür; arzu ve sevgi birleşmez.
🌙 2. Milli Edebiyat ve Erken Cumhuriyet Dönemi
🖋️ Peyami Safa – Fatih-Harbiye
- Neriman, Doğu’nun ahlaki kadın modeli (Madonna) ile Batı’nın modern ama “tehlikeli” kadın modeli (fahişe) arasında kalır.
- Yazar, kadının modernleşmesini “ahlaki yozlaşma” riskiyle birlikte ele alır.
→ Freudyen açıdan: Toplumun bilinçdışında, kadının arzusu korku ve tehditle eşleşir. Kadın “ya korunmalı” (anne/kız kardeş) ya da “arzu edilip cezalandırılmalı” bir figürdür.
🖋️ Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Kiralık Konak
- Seniha, Batılı tarzda yaşayan, güzelliğini ve cinselliğini kullanan bir karakterdir.
- Nesiller çatışmasında “ahlaki çöküşün sembolü” olarak gösterilir.
→ Bu, Madonna–Fahişe ayrımının toplumsal versiyonudur: Batılı kadın figürü = tehlikeli arzu; geleneksel kadın = kutsal değer.
💋 3. Cumhuriyet Sonrası ve Modern Türk Romanı
🖋️ Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi
- Kemal, Sibel’i “evlenilecek, saygı duyulacak kadın” olarak görür (Madonna);
- Füsun’u ise “arzu nesnesi, kaybedilmiş tutku” olarak yaşar (fahişe).
- Füsun’la yaşadığı tutkulu ilişkiyi idealize eder ama onunla gerçek bir birliktelik kuramaz.
→ Freudyen açıdan: Kemal, “sevgi duyulan kadın” ile “arzu edilen kadın” arasında gidip gelir; bu bölünme onu takıntılı hale getirir.
🖋️ Oğuz Atay – Tutunamayanlar
- Selim ve Turgut, kadınlara karşı karmaşık duygular yaşar: kadın bazen “anlayışlı, ruhsal kurtarıcı” (Madonna), bazen “dünyasal, baştan çıkarıcı” (fahişe) olarak algılanır.
- Bu kadın imgeleri, erkek karakterlerin kendi iç bölünmelerinin bir yansımasıdır.
🖋️ Latife Tekin – Sevgili Arsız Ölüm
- Bu romanda kadın figürü hem “ana” hem “bedensel varlık” olarak iki uç arasında gidip gelir.
- Tekin, Freud’un erkek merkezli ayrımını tersine çevirerek kadının iç dünyasını merkeze alır.
→ Burada “Madonna–Fahişe” çatışması kadın açısından yeniden tanımlanır: kadının kendi arzusu, toplumun sınırlarını zorlar.
Türk Sinemasında Madonna–Fahişe Kompleksi
Freud’un Madonna–Fahişe Kompleksinin Türk sinemasındaki yansımalarında, kadın karakterler sıklıkla iki uçta temsil edilir: ya “namuslu, kutsal, ideal kadın” (Madonna) ya da “arzu nesnesi, günahkâr kadın” (fahişe). Bu ayrım sadece bireysel psikolojiye değil, aynı zamanda toplumsal ahlaka, erkek egemen bakışa ve kültürel tabulara da dayanır.
🎞️ Yeşilçam Dönemi (1950–1970’ler): Kutsal Kadın vs. Günahkâr Kadın
🎬 Vesikalı Yarim (1968) – Lütfi Ö. Akad
- Halil (İzzet Günay), manavlık yapan sıradan bir erkektir;
- Sabiha (Türkan Şoray) ise pavyonda çalışan bir kadındır (toplumca “düşmüş kadın”).
- Halil, Sabiha’ya aşık olur ama onu toplumun gözünde “evlenilecek kadın” olarak göremez.
- Onu sever ama onunla bir yaşam kuramaz; sonunda evine döner.
→ Freudyen açıdan: Halil, Sabiha’yı arzuladığı için onu “kirli” bulur; karısına ise saygı duyar ama tutku duymaz.
Tam anlamıyla Madonna–Fahişe bölünmesidir. “Seni sevmemem gerekirdi, ama sevdim.” — Halil’in bu repliği, Freud’un kompleksinin özüdür: sevgi ve arzu bir arada olamaz.
🎬 Sevmek Zamanı (1965) – Metin Erksan
- Ressam Halil, bir kadının gerçek kendisini değil, resmini sever.
- Gerçek kadınla karşılaştığında arzusundan korkar ve geri çekilir.
→ Freudyen açıdan: Kadını idealize eder (Madonna), ama gerçek bedeniyle karşılaşınca arzulamaktan utanır. Yani sevgi “kutsal”, arzu ise “yasak”tır.
🎬 Acı Hayat (1962) – Metin Erksan
- Nermin (Türkan Şoray) yoksulluktan kurtulmak için zengin bir adamla evlenir.
- Mehmet (Ayhan Işık) onu “ihanet eden, düşmüş kadın” olarak görür.
→ Kadın burada hem sevilen hem cezalandırılan figürdür. Bu da Madonna–Fahişe kompleksinin toplumsal versiyonudur.
❤️ 1970–1980’ler: Kadın Arzusu ve Ahlak Arasında
🎬 Selvi Boylum Al Yazmalım (1978) – Atıf Yılmaz
- Asya (Türkan Şoray), İlyas’a büyük bir tutkuyla bağlanır (arzu).
- Ancak İlyas’ın sorumsuzluğu yüzünden Cemşit’in yanında “saygı duyulan anne” rolüne bürünür (Madonna).
- Sonunda aşk (arzu) ile emek (sevgi) arasında seçim yapmak zorunda kalır.
→ Freudyen açıdan: Film, Madonna–Fahişe ayrımını tersyüz eder: Asya’nın arzusu “günah” değildir, ama toplum onu cezalandırır.
🎬 Ah Güzel İstanbul (1966) – Atıf Yılmaz
- Kadın karakter Ayşe, şöhret hayalleriyle İstanbul’a gelir;
- Yaşlı fotoğrafçı Haşmet onu “temiz tutmaya” çalışır, ama ona karşı bastırılmış bir arzu da hisseder.
→ Freudyen açıdan: Kadın “kurtarılacak masum” ile “arzulanan beden” arasında sıkışır.
🪞 1990–2000’ler: Modernleşen Türkiye ve Çatışan Kadın İmgeleri
🎬 Aşk Tesadüfleri Sever (2011)
- Kadın karakter Deniz, hem özgür hem duygusal, hem “arzu edilen” hem “sevilen” bir figürdür.
- Erkek karakter, onun özgürlüğünden büyülenir ama aynı zamanda korkar.
→ Bu filmde kompleks daha bilinçli biçimde işlenir: Kadın artık sadece “Madonna” ya da “fahişe” değildir, ikisini birleştiren karmaşık bir kimliğe sahiptir.
🎬 Bir Tutam Baharat / Politiki Kouzina (2003 – Türk-Yunan yapımı)
- Kadın karakterler geçmişin saflığı ve şimdinin arzusu arasında dururlar.
- Erkek kahraman, kadını hep “çocukluk aşkı” olarak idealize eder, onun bedensel varlığını kabullenemez.
→ Freud’un kompleksinin nostaljik versiyonu.
🎬 Masumiyet (1997) – Zeki Demirkubuz
- Uğur (Derya Alabora), topluma göre “düşmüş kadın”dır ama film boyunca onun da sevgi, bağlılık ve vicdan duygusu olduğu görülür.
- Beyaz Türk erkeği Yusuf, bu kadına hem acır hem arzu duyar, hem sever hem tiksinir.
→ Freudyen açıdan: Kadın, erkek karakterin içsel bölünmesinin aynasıdır.
Türk Dizilerinde Madonna–Fahişe Kompleksi
Freud’un “Madonna–Fahişe Kompleksi”nin günümüz Türk dizilerindeki yansımaları doğrudan “namus” veya “fahişe” kelimeleriyle değil, daha psikolojik, duygusal ve toplumsal biçimlerde işleniyor — ama özünde aynı bölünme (sevgi ≠ arzu) hâlâ çok belirgin.
💔 Aile (2023–2024)
Karakterler: Aslan (Kıvanç Tatlıtuğ) ve Devin (Serenay Sarıkaya)
- Aslan, “ailesini koruyan, erkekliğini güçle tanımlayan” bir karakter.
- Devin ise özgür, akıllı ve cinselliğini saklamayan bir kadın.
- Aslan onu sever ama aynı zamanda kontrol etmek ister; arzusunu “tehlikeli” bulur.
→ Freudyen açıdan: Aslan, Devin’i hem “aşık olunacak kadın” hem de “dizginlenmesi gereken kadın” olarak görür.
Bu, modern biçimiyle Madonna–Fahişe çatışmasıdır: Kadın güçlü ve özgür oldukça, erkek onu sevip arzulamakta zorlanır; onu ya “tanrıça” yapar ya “yok etmek” ister.
🪞 Kırmızı Oda (2020–2022)
Psikoterapi temelli bir dizi olduğu için, doğrudan Freud’un kuramlarına göndermeler içerir.
- Dizi boyunca birçok erkek karakter, kadınlara ya taparcasına bağlanır (Madonna) ya da şiddet ve aşağılama yoluyla arzusunu dışa vurur (fahişe imgesi).
- Örneğin: “Alya” karakterinin hikâyesinde, annesi “kutsal” bir figürken, babası kadınları ya “melek” ya da “şeytan” olarak görür.
→ Freudyen açıdan: Sevgi ve cinsellik bir araya gelemez; erkek bilinçdışında “annelik”le “kadınlık” çatışır.
⚖️ Yargı (2021–2024)
Ilgaz (Kaan Urgancıoğlu) ve Ceylin (Pınar Deniz) arasındaki ilişki bu kompleksin çağdaş bir versiyonudur.
- Ilgaz için Ceylin hem “hayatındaki düzeni bozan arzulu kadın” hem de “vicdanlı, doğru kadın”dır.
- Ceylin’in özgür davranışları Ilgaz’da hem çekim hem korku yaratır.
→ Freudyen açıdan: Kadın ne kadar “bağımsız” ve “arzulu”ysa, erkek o kadar onu kaybetme korkusuyla bastırır. Modern versiyonda “fahişe” kelimesi yerini “tehlikeli kadın” ya da “zor kadın”a bırakmıştır.
🧩 Masumlar Apartmanı (2020–2022)
- Han karakteri, kadınları iki uçta algılar:
Safiye (abla) = temiz, koruyucu, kutsal (Madonna)
İnci (aşkı) = sevdiği ama aynı zamanda “kirleteceğinden korktuğu” kadın (fahişe imgesi).
- Han, kadın bedeniyle ilgili bastırılmış duygular yaşar; temizlik takıntısı Freud’un “bastırma” mekanizmasının fiziksel sembolüdür.
→ Freudyen açıdan: Arzu suçlulukla eşleştiği için sevgi bastırılır; kadın ya “annelik” ya “günah” rolüne hapsolur.
💔 Sadakatsiz (2020–2022)
- Asya (Cansu Dere), hem “ideal eş ve anne” (Madonna) hem de “aldatılan kadın” olarak toplumsal ikiyüzlülüğün merkezindedir.
- Derin karakteri ise “arzulanan ama güvenilmeyen kadın” (fahişe imgesi).
- Volkan bu iki kadın arasında gidip gelir.
→ Freudyen açıdan: Volkan’ın bilinçdışı bölünmüşlüğü, Freud’un klasik tanımının neredeyse birebir yansımasıdır. “Sevdiği kadını arzulayamaz, arzuladığı kadını sevemez.”
🕊️ Bir Başkadır (2020 – Netflix)
- Meryem, toplumun “saf, namuslu, inançlı kadını”dır (Madonna).
- Peri ise özgür, eğitimli, modern kadındır (fahişe imgesi toplumun gözünde).
- Dizide bu iki kadın arasında empati kurulur; ilk defa kompleks çözülmeye başlar.
→ Freudyen açıdan: Kadınlar birbirini anlamaya başladığında, “erkek merkezli” Madonna–Fahişe bölünmesi sorgulanır.
🎭 Sonuç
Freud’un Madonna–Fahişe Kompleksi artık:
- Açık ahlak ikilemi olarak değil,
- duygusal, psikolojik, toplumsal bir çatışma olarak yaşanıyor.
Erkek karakterler hâlâ “kadını ya kutsallaştırma ya da kontrol etme” eğiliminde olsa da, kadın karakterler artık kendi arzularını ve sevgilerini birleştirmeye cesaret eden figürler haline geliyor. Yani Freud’un 1900’lerde tarif ettiği kompleks, Türk dizilerinde artık çözülme sürecine girmiş durumda: Kadın sadece “Madonna” ya da “fahişe” değil — hem insan, hem arzulayan, hem seven bir özne.