Feniçka, Lou Andreas-Salomé
Lou Andreas-Salomé’nin 1899’da yayımlanan Feniçka (Fenitschka: Eine psychologisch-kulturgeschichtliche Studie), 19. yüzyıl sonu Avrupa entelektüel dünyasının kalbine keskin bir bıçak gibi iner. Kısa bir novella olmasına rağmen, kadın kimliği, bireysel özgürlük ve toplumsal baskılar üzerine düşündürürken, Salomé’nin yaşamıyla örülü bir felsefi derinlik taşır.
Nietzsche, Rilke ve Freud gibi devlerle yakın ilişkiler kurmuş bir yazarın kaleminden çıkan bu metin, sadece bir kadın karakterin hikâyesi değildir; aynı zamanda bir çağın aynası, bir isyanın yankısıdır.
Feniçka Kitap Yorumu
Lou Andreas-Salomé’in yazdığı Feniçka adlı kitabı, 19. yüzyılın sonlarında Petersburg’da başlar. Kitapta, Alman psikolog Max Werner, Rus toplumunun içine sızmaya çalışan ama kendini yabancı hisseden bir entelektüeldir. Tesadüfi bir karşılaşma, onu genç ve özgür ruhlu Feniçka (Fenya) ile bir araya getirir.
Feniçka, Avrupa’da eğitim görmüş, doktorasını tamamlamış, kitaplara ve düşünceye tutkun bir kadındır. Geleneksel Rus değerlerini sorgular, evliliği “modern kölelik” olarak görür ve özgürlüğünü her şeyin üstünde tutar.
Hikâye, bu iki karakterin uzun, yoğun ve yer yer felsefi diyalogları etrafında örülür. Max’in kadınlara dair önyargıları, Feniçka’nın keskin zekâsı ve içtenliğiyle sarsılır. Aralarındaki ilişki, bir aşk mı yoksa entelektüel bir düello mu? Salomé bunu belirsiz bırakır — tıpkı özgürlüğün tanımını olduğu gibi.
Özgürlük, Cinsiyet ve Bastırılmış Ruh
Feniçka’nın merkezinde kadın özgürlüğü, bireysel kimlik ve toplumsal kalıplara karşı direniş vardır.
Feniçka, evliliği “saf bir hayal” olarak tanımlar; çünkü gerçek sevgi, özgür iradeyle var olabilir. Bu düşünce, Freud’un bastırma kavramını adeta sezgisel biçimde öngörür: bastırılmış arzular insanı hasta eder, toplumun maskesi bireyi boğar.
Romanın bir diğer önemli boyutu, kadın-erkek eşitliği meselesidir. Feniçka, “Eşitlik, hissettiğin gibi yaşayabilmektir” der. Bu, sadece cinsiyetle değil, insanlıkla ilgilidir. Nietzsche’nin “üstinsan” kavramını anımsatır: geleneksel “hanımcık” imajını reddeden bir kadın, kendi değerlerini yaratır.
Salomé ayrıca entelektüel özgürlüğü yüceltir:
“Bakış açımızı genişleten kitaplar neden bir cephe hizmeti olsun ki? Bu dünyada bizi özgürlüğe yaklaştıran tek şey zihinsel çalışmalardır.”
Bugünün dünyasında, #MeToo gibi hareketlerin arka planında yankılanan bu fikirler, Salomé’nin ne kadar zamansız bir ses olduğunu kanıtlar.
Feniçka ve Max Werner
Feniçka, Salomé’nin alter egosudur: entelektüel, cesur, ama bir o kadar da duygusal. O, sadece bir “güçlü kadın” arketipi değildir; aynı zamanda kırılganlıklarını da kabul eden, iç çatışmalarıyla yaşayan bir insandır.
Onun için özgürlük, bir ideal değil, varoluş biçimidir. Ancak bu özgürlük, yalnızlıkla ve toplumun dışına itilmişlikle birlikte gelir.
Max Werner ise eril önyargıların somutlaşmış hâlidir. Kadınları “bilime uygun olmayan duygusal varlıklar” olarak görürken, Feniçka ile tanışması tüm düşünce sistemini altüst eder. Salomé, Max’in dönüşümünü ustalıkla yazar: kadına bakışın evrimi, romanın en önemli psikolojik izleğidir.
Üslup ve Edebi Teknikler
Salomé, novella formunu ustaca kullanır. Anlatı diyaloglar üzerine kurulu olsa da, bu diyaloglar birer felsefi tartışma gibidir. Üslubu zarif, ölçülü ama derindir. Petersburg’un karanlık sokakları ve iç mekân betimlemeleri, karakterlerin ruh hâllerine ayna tutar.
Romanın dili, klasik zarafet ile modern bilincin birleşimidir. Okur, Max’in bakış açısından olayları izlerken, arka planda Feniçka’nın zihninin parıltısını hisseder — bu ironik mesafe, metne çok katmanlı bir derinlik kazandırır.
Tarihsel ve Kültürel Bağlam
1899 yılı, Avrupa’da “Yeni Kadın” (New Woman) hareketinin yükseldiği bir dönemdir. Ibsen’in Nora’sı gibi eserlerle aynı çizgide duran Feniçka, kadınların eğitim, özgürlük ve aşk arayışını edebiyatın merkezine taşır.
Rus toplumunun muhafazakâr yapısı, Avrupa’nın entelektüel özgürlüğüyle tezat oluşturur. Bu çatışma, romanın hem tarihsel hem de psikolojik dokusunu belirler.
Salomé, Freud’dan önce bastırma, Nietzsche’den farklı olarak “özgür birey” fikrini sezgisel biçimde işler. Bu yönüyle, Feniçka sadece bir edebi eser değil, aynı zamanda düşünce tarihine yazılmış erken bir feminist manifestodur.
Lou Andreas-Salomé Kimdir?
1861’de Rusya’da doğan Lou Andreas-Salomé, dönemin en sıra dışı kadın figürlerinden biriydi. Avrupa üniversitelerinde okuma hakkı elde eden ilk kadınlardan biri olarak, Zürih Üniversitesi’nde felsefe ve tıp eğitimi aldı.
Nietzsche ve Paul Rée ile yaşadığı kısa ama efsaneleşmiş aşk üçgeni, Rilke’ye ilham kaynağı oluşu ve Freud’un onu “en parlak kadın öğrencim” diye tanımlaması, Salomé’nin ne kadar özgün bir entelektüel olduğunu gösterir.
Eserlerinde —Ruth, Arayışlar, Analiz ve Erotik gibi— kadınların iç dünyasını, arzularını ve bastırılmış benliklerini derinlemesine inceler. Feniçka, hem bu çizginin doruk noktasıdır hem de otobiyografik bir iz taşır: Alman oyun yazarı Franz Wedekind’le ilişkisi, bu kitabın esin kaynağıdır.